Gelişmiş Arama
Ziyaret
509581
Güncellenme Tarihi: 2012/04/04
Soru Özeti
Allah, kalbi kırılanın bedduasını kabul eder mi? Yoksa sadece hayır dualarına mı icabet eder?
Soru
Ben Allah inancı olan bir kızım. Biri bana öyle bir kötülük etti ki onu affedemem, affetmem mümkün değil. Evlenmeme sebep olabilirdi ama evliliğimi bilerek bozdu ve yüreğimi yaktı. Hiç bir mantıklı neden olmadan geleceğimi yıktı. Bende ona beddua ediyorum. Acaba Allah, kalbi kırılan kimsenin bedduasını kabul eder mi? Yoksa sedece hayır dualarına mı icabet eder?
Kısa Cevap

Beddua dini öğretilerde olan bir şeydir. Örneğin Kur’an buyuruyor: ‘Kırılsın Ebu Lehebin elleri sakat olsun...’ Bir hadiste ‘Mazlumun bedduasından korkun! Çünkü onun bedduası göğe çıkar.’ diye buyurulmaktadır. Bu konuda ayet ve hadis çoktur. Ancak nasıl ki duanın kabul olma şartları varsa ve herkesin her duası kabul olmuyorsa, kendisine haksızlık yapılan veya kalbi kırılan kimsenin de bedduası hemen kabul olacak diye bir şey yoktur. Zira Kur’an’ın buyurduğu gibi, insanlar ‘iyilikleri’ kazanmak için acele ettikleri gibi Allah’ta cezalandırmakta acele etseydi hepsi yokolurdu. Dolayısıyla hakkı almak bazen bu dünyada gerçekleştiği gibi bazende çeşitli nedenlerden dolayı bu dünyada gerçekleşmez ve ahirete havale edilir. Kıyametin kurulmasının nedenlerinden biri mustazafların, mazlumların haklarının zalimlerden ve suçlulardan alınmasıdır.

Belirtmek gerekir ki zulmünde dereceleri vardır. Yani zayıfı var, güçlüsü var. Zalimlerin insanlara yapacağı en büyük zulüm onların dinine, sahip oldukları haklara yaptıkları zulümdür ve öldürmektir. Bireysel olarakta Allah’a şirk koşmak zulümdür. Böyle zulümler bağışlanmazlar ve laneti hakkederler. Nitekim dualarda Benî Ümeyye’ye, insanları, hatta Allah’ın velilerini dinlerinden ötürü katletmelerinden, zultmetmelerinden dolayı lanet edilmiştir. Bazen bir Müslümanın başka bir Müslümana zulmettiğini görürüz. Bu zulüm onun dinine olan düşmanlığından dolayı değilde kişisel, maddi vb. sebeplerden dolayı olursa bu tür zulümler birinci kısım gibi olmayıp onun ayarında değildir. Bu yüzden affedilebilirler.

Ayrıntılı Cevap

Soruda gelen beddua konusunu birkaç açıdan inceleyeceğiz.

a) Lügatte Beddua

Beddua, birinin ölümü, başarızsızlığı, bedbahtlığı için edilen kötü dua demektir.[1] Lanet, lanet etmek, kötülük ve kötülemek manalarına da gelmiştir.[2]

Demek ki lugatçilere göre beddua, dua edilenin zararına olan bir dua çeşididir. Başka bir deyişle, dua iki çeşittir: Biri herkesin bildiği hayır duası, diğeri ise kötü ve lanet duası.

Kur’an’da Beddua

Beddua da tıpkı dua gibi dini öğretilerimiz ve kaynaklarımızda açıkca gelmiştir. Allah Teala Tebbet suresinde Peygamberimizin amcası Ebu Leheb’e Peygamberimize verdiği eziyet ve sıkıntılardan dolayı beddua ederek şöyle buyurmaktadır: ‘Kurusun Ebu Leheb’in elleri ve kurudu da.’[3]

Ayetin orjinalinde geçen ‘et-Teb’ sözcüğü helaket, ölüm manasına gelmektedir. Surenin başındaki ilk ‘Teb’ Ebu Leheb’in helaketine ve zararına edilen duadır.[4] Yani gerçekte bedduadır.

Rivayetlerde Beddua

Masum İmalar’dan gelen rivayetlerde de mazlumun bedduasına özel önem verilmiştir. Aşağıda buna birkaç örnek getiriyoruz:

1- İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: ‘Mazlumun bedduasından korkun, zira onun bedduası göğe yükselir.’[5]

2- Bir başka rivayette şöyle buyuruyor: ‘Mazlumun bedduasından korkun; şüphesiz o hakkını Allah’tan istemektedir. Allah-u Subhan ise istenilen hakka icabet etmekten başka bir şeyle cevap vermekten daha yücedir.’[6]

3- İmam Bakır (a.s) buyuruyor: Babamın ölümü yaklaştığında beni göğsüne yapıştırıp şöyle buyurdu: Oğlum! Babamın ölüm döşeğinde iken bana vasiyet etttiği şeyi sana vasiyet edeceğim. Babası Ona şöyle vasiyet emişti: ‘Allah’tan başka yardımcısı olmayan kimseye zulmetme.’[7]

4- Hz. Ali (a.s) buyuruyor: ‘Mazlumun zalimden hakkını alacağı gün, zalimin mazlumun hakkını aldığı günden daha çetin olacaktır.’[8]

Bedduanın İncelenmesi

Ayet ve rivayetler göz önüne alındığında beddua etmenin dini öğretilerimizde bilinen bir mesele olduğu görülecektir. Ancak nasıl ki duanın kabul olma şartları varsa ve herkesin her duası kabul olmuyorsa,[9] bedduada böyledir. Yani kendisine haksızlık yapılan veya kalbi kırılan kimse beddua ettiğinde bedduası hemen kabul olacak diye bir kural yoktur.

Kur’an bu konuda şöyle buyurmaktadır: ‘Allah, insanların, hayırın hemen oluvermesini istedikleri gibi şerri çabucak verseydi ecellerinin gelip çatmasına çoktan hükmedilmiş olurdu. Ama bize kavuşmayı ummayanları biz, azgınlıklarında sersemce bir halde bırakırız.’[10]  

Ancak başkalarına zulmetmek kul hakkına girdiği için Allah onun bağışlanmasını insanların kendisine bırakmıştır. Zulme uğrayan kimse, hakkından geçerse Allah’ta ondan geçer. Ama mazlum kendisine yapılan zulümü bağışlamazsa Allah’ta onun hakkını alacaktır: ‘Sakın zalimlerin yaptıklarından Allah'ı gafil sanma; onları, gözlerin dehşetle dikilip kalacağı güne ertelemektedir.’[11]

Dolayısıyla hakkı almak bazen bu dünyada gerçekleştiği gibi bazende çeşitli nedenlerden dolayı ahirete kalır. Zaten kıyametin kurulmasının nedenlerinden biri mustazafların ve mazlumların haklarının zalimlerden ve suçlulardan alınmasıdır.

Bu bağlamda dikkat edilmesi gerek nokta şudur: Zulüm dereceleri vardır. Yani zayıfı var, şiddetlisi var. Zalimlerin insanlara yaptığı en büyük zulüm onların dinine, sahip oldukları haklara yaptıkları zulümdür. Bireysel olarakta Allah’a şirk koşmak en büyük zulümdür. Böyle zulümler bağışlanmadıkları gibi laneti de hakkederler. Nitekim dualarda Benî Ümeyye’ye, insanları hatta Allah’ın velilerini dinlerinden ötürü katletmeleri ve zulmetmelerinden dolayı lanet edilmiştir. Ama bazende bir Müslümanın başka bir Müslümana zulmettiği görülmektedir. Ancak bu zulüm dine olan düşmanlığından dolayı değil kişisel, maddi vb. sebeplerden dolayıdır. Bu tür zulümler birinci kısım gibi olmayıp onun şiddetinde değildir. Bu durum adam öldürmek gibi Kur’an’da ebedi azabın vadedildiği[12] en büyük zulümler içinde geçerlidir. Yani rivayetlerden de[13] anlaşıldığı üzere birisini kişisel düşmanlıktan dolayı değilde dininden dolayı öldüren kimseye ebedi azap vaadi verilmiştir.

Son olarak şunu hatırlatalım ki mazlumun beddua etmesi ve hakkını istemesi her ne kadar onun hakkı olsa da dinimiz her zaman beddua ve intikam yerine affetmeyi tavsiye etmiştir. Resul-i Ekrem (s.a.a) Allah’ın şöyle buyurduğunu naklediyor: ‘...Sana zulmedeni affet, seni mahrum edene sen ver, sana kötülük edene sen iyilikle karşılık ver.’ Kur’an’da şöyle buyurmaktadır: ‘Affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, suçları örter, rahimdir.’[14]

Peygamber Efendimizin (s.a.a) ve Masum İmamların (a.s) öğretilerine göre mümin kimse ilahi sıfatların tecelli ettiği yer olmalıdır. Allah’ın sıfatlarından biri affetmektir. ‘Ya Gaffar’ ‘Ya Rahim’ vb. şekilde Allah’a seslenerek Ondan günahlarımızı ve hatalarımız bağışlamasını istiyorsak, bizde başkalarını bağışlayalım ki Allah’da bizi affetsin. Ancak bu tavsiye cehaletten dolayı bazen birbirinin hakkına riayet etmeyen, birbirine zulmeden müslüman din kardeşler içindir. Çeşitli şekillerde zulmeden büyük zalimler bu kaidenin dışındadır.

İrfan ve Ahlak Açısından Beddua

Bazı büyük ahlak üstatları bu açıdan baktıklarında şöyle diyorlar: ‘Bilinmeli ki, insan birinin şerrinden ve zararından dolayı çaresiz kalmadığı sürece Müslümanlara hatta zalimlere beddua etmek, lanetin kınandığı gibi kınanmıştır. Rivayet edilir ki: ‘Zulme uğramış biri, kendisine zulmedene beddua etmekte o kadar ileri gidiyor ki Allah onu da zalimlerden saymaktadır.’[15][16]

Bu yüzden bir Müslüman başka bir Müslümana zulüm ve cefa ettiğinde beddua ve lanet etmek mazlumun hakkı olsa da imkanlar ölçüsünde onu affetmesi ve bizimde Allah’ın affına mazhar olmamız için işleri Allah’a havale etmemiz en mantıklısıdır. Zira Allah mazlumun hakkını alacağını vaadetmiştir. Bizim bilmediğimiz sebeplerden dolayı böyle bir şey dünyada gerçekleşmezse öteki dünyada gerçekleşecektir.

 


[1] -Enveri, Hasan, Ferheng-i Bozorg-i Sohen, c.8, s.7888, İntişarat-ı Sohen, Tahran, 2. Baskı, HŞ.1382

[2] -Dehhuda, Ali Ekber, Lugatname-i Dehhuda, c.43, s.660, Tahran Üniversitesi, Yeni 1. Baskı, HŞ.1346.

[3] -Tebbet/1

[4] -Muğniye, Muhammed Cevad, Tefsiru’l-Kaşif, c.7, s.621, Daru’l-Kütübi’l-İslamiyye, Tahran, HK.1424

[5] -Meclisi, Muhammed Bakır, Biharu’l-Envar, c.90, s.359, Müessesetü’l-Vefa, Beyrut, HK.1409. 

[6] -Temimi Amedi, Gurer-ul Hikem, s.350, Defter-i Tebliğat-ı İslami, Kum, HŞ.1366.

[7] -Kuleyni, Muhammed b. Yakup, Usul-u Kafi, c.2, s.331, Daru’l-Kütübi’l-İslamiyye, Tahran, HŞ.1368.

[8] -Nehcü’l-Belağa, s.511.

[9] -Duanın felsefesi ve şartları için bkz: Duanın Felsefesi, Soru:8961 (Site:9037); Duanın İcabet Olmasının Şartları ve Yolları, Soru:2145 (Site2269).

[10] -Yunus/11

[11] -İbrahim/42

[12] -Nisa/11

[13] -Bab-u Enne Men Katele Müminen Ala Dinihi Fe-Leyset Lehu Tevbetun: Ravi diyor ki: İmam Sadık’tan (a.s) Allah Azze ve Celle’nin buyurduğu ‘Kim bir mümini kasten öldürürse cezası içinde ebedi olarak kalacağı cehenneme atılmaktır.’ ayet hakkında sorduğumda şöyle buyurdu: Bir mümini dini için öldüren kimsedir. Allah bunu yapan kimse için ‘Ona pek büyük bir azap hazırlamıştır.’ diye buyurmuştur.’ Dedim ki: ‘Birsinin bir başkasıyla arasında her hangi bir mesele olsa ve onu kılıcıyla vurarak öldürse (ne olur)?’ İmam (a.s) buyurdu: Bu kasıtlı kimse Allah Azze ve Celle’nin buyurduğu kimse değildir.’ (Kafi, c.7, s.275-276)  

[14] -Nur/22

[15] -Kafi, c.2, s.333, H.17.

[16] -Neraki, Ahmed, Miracu’s-Saadat, s.197, eski baskı, İntişarat-ı Emin ve Reşidi, Tahran; Neraki, Mehdi, Camiu’s-Saadat, c.1, s.305, İsmailiyan, Kum, HŞ.1386.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • İkinci iş yapma hakkında fetva var mıdır? Veya ikinci işten elde edilen mal, dünyaya düşkünlük sayılır mı?
    6377 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/01/29
    İslam açısından iş sahibi veya ikinci bir işe sahip olmanın hiçbir sakıncası yoktur. İslam dini açısından beğenilmeyen, kınanan şey dünyaya düşkünlük, ona bağlanmak, maneviyat ve ahiretten uzaklaşmaktır ki bunlar bir işe sahibi olanlarda da görülebilir. Bir işi ve az bir geliri olanların içinde de dünayaya daha fazla ...
  • Eğer meseleyi bilmemeden ötürü ölüyü tahnit etmeksizin toprağa gömerlerse ne yapılmalıdır?
    7445 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/04/15
    Gusül aldırıldıktan sonra ölüyü tahnit etmek farzdır; yani ölünün alnı, el avuçları, diz kapakları ve ayaklarının büyük parmaklarının ucuna kâfur sürülmelidir.[1] Ama defin işleminden sonra ölünün tahnit edilmediğinin farkına varılırsa, beden kabirde kokmamış ve dağılmamışsa, kabrin açılıp kabirde tahnit işleminin yapılması fazdır ve onun ...
  • Namaz dinin direği ise neden fürû-u din’den sayılmıştır?
    9745 Eski Kelam İlmi 2010/10/12
    Usul-u din, insanın akıl ve idrakıyla kabul ederek İslam’a girdiği inançlar topluluğuna denir. İslam’agirildikten sonra insanın üzerine bir takım bireysel ve toplumsal vazifeler farz olur ki, onlardan biri namazdır. Namaz, ahkamın içinde çok önemli ...
  • İslam’ın intihar hakkındaki hükmü nedir?
    9073 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/17
    Kesinlikle her insanın hayatında dünyayı gözünde karanlık ve boş kılan rahatsızlıklar ve yenilgiler meydana gelmektedir. Bu durumda insanlar iki türlüdür: Bir grup bu sorunlar yumağından başı dik çıkmakta, tüm zorluklara göğüs germekte ve Allah’a tevekkül ederek yeniden yapılanmaya başlamaktadır. Bunun karşısında yer alan diğer grup ise eğilmekte, inzivaya çekilmekte ...
  • İslam dininin büyük ve görkemli evler hakkındaki görüşü nedir? Nasıl insanları ev yaparken ölçülü olmaya davet edebiliriz?
    2804 Hadis 2020/01/19
  • Neden biz Şiiler Hamd suresinden sonra “elhamdülillahi rabbi’l-âlemin diye söylemekteyiz?
    8783 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/10/23
    Bizim ile Ehli Sünnet arasında bir takım şekilsel ihtilaflar mevcuttur. Ehli Sünnet mensuplarının el bağlayarak namaz kılması, onların abdest alma şekli ve bunun Şia ile farklılığı, fıkıh konularındaki bazı şekilsel ihtilaf noktaları olarak adlandırılabilir. Bu ihtilafların nedeni, bu sitedeki diğer sorularda detaylıca işlenen daha genel konulara dönmektedir. (1523, 248 ...
  • Gıybeti dinleyen gıybet edenin günahına ortak mıdır?
    3852 Gıybet, Hakaret Ve Gözetleme 2020/01/20
  • Acaba “aşura gününde insan kedisi için dua yapmamalıdır” şeklindeki iddia doğru mudur?
    6103 Pratik Ahlak 2012/09/15
    Dua kulun fakirane bir şekilde hak Teâlâ’yla irtibat kurup dünyevi ve uhrevi ihtiyacını gidermek için dilekte bulunmaktır. Her durumda kendine ve başkalarına dua yapmak beğenilmekte ve oldukça fazla fazileti ve sevabı vardır. Aşura gününde kedin için dua yapmanın hiçbir işkâlı yoktur. Bilakis aşura gününde yapılması ...
  • Hz. İsa’nın evlenmemesinin özel bir nedeni mi vardı?
    26719 Eski Kelam İlmi 2012/05/30
    Hz. İsa’nın evlenmesi konusunda dini öğretilerde işaret edilen bazı meselelere bakıldığında ilk anda Hz. İsa’nın evliliğe karşı olduğu düşüncesini doğurmaktadır. Ancak Kur’an ve rivayetlerin önemle yaptıkları tavsiyeler göz önüne alındığında ve Hz. İsa’nın (a.s) yaşamı incelediğinde Onun evliliğe karşı olmadığı görülecektir. Onun evlenmemesinin nedeni kendi özel yaşamının ...
  • Cabir b. Efleh kimdir?
    5567 تاريخ بزرگان 2011/08/17
    Cabir b. Efleh-i İsmailî beş ve altıncı asırdaki İspanyalı gökbilimcilerinden olup “Kitabu’l-Hayat Fi Islahi’l-Mucesta” kitabının yazarıdır. O, muhtemelen Sivil’de (İşbiliye) dünyaya gelmiştir; zira bazı yazarlar ve özellikle de Cabir’in oğluyla tanışık olduğunu belirten Musa b.Meymun (529-600) ve Betruci onu İşbilî olarak adlandırmışlardır. Bazen Cabir b. Efleh’in adı başka şahıslar ...

En Çok Okunanlar